Love Peace and Harmony

۞ ∞ United For Evolution ∞ ۞

BU DÜNYAYI TERK ETME İSTEĞİ GELİRSE, HER NE OLURSA OLSUN NEDEN YAŞAMAYI SEÇMEK ve BU ARZUYU NASIL YENMEK?

Ne acıdır ki, tüm dünyada intihar vakalarının en yüksek olduğu zamanları yaşıyoruz:

 

"Dünyada 2000 yılı itibariyle 815 bin kişi intihar etti. Bir başka deyişle her 40 saniyede bir kişi intihar etti.

2020 yılı itibariyle, intihar nedeniyle 1 milyon 530 bin kişinin öleceği, her 20 saniyede 1 kişinin intihar edeceği ve her 1-2 saniyede bir kişinin intihar girişiminde bulunacağı tahmin ediliyor.

* Kadınlar erkeklerden 4 kat daha fazla intihar girişiminde bulunuyor.
* Türkiye'de 1 yılda 5-14 yaş arası 40-50 çocuk intihar ederek canına kıyıyor.
* Dünya intihar istatistikleri listesinde Türkiye 66. sırada."

 

Bu çok acı ve dehşet verici bir tablo!

Büyükannelerimiz, dedelerimiz yokluk içindeydiler ama bizlerden çok daha mutluydular. Onların döneminin dünyasında "Depresyon" hastalığı neredeyse bilinmiyordu ve şimdilerde olduğu gibi bir salgın değildi. 

 

Pozitif psikolojinin babası Prof. Dr. Martin Seligman durumu şöyle özetler:

"İnsanoğlunun ayaklarına hiçbir çağda olmayan olanaklar serildi. Ancak, insanoğlu hiçbir dönemde olmadığı kadar mutsuz! Pencerenizi açıp: "Dikkaaaaat salgın var!" diye bağırabileceğiniz kadar depresyonda patlama var..."

 

Ve Seligman dünyanın bu durumunun bireyselleşmeyle iyice arttığını vurgular; kapitalizmin, çok çalışmayı ve bireyselciliği beraberinde getirdiğini söylüyor. Eşyaların, olanakların, teknolojinin, dünya nimetlerinin insanı mutlu etmeye yetmediğini belirtiyor.

 

Büyükannelerimizin-Büyükbabalarımızın zamanındaki bazı değerlerin tekrar hatırlanmasının, iç dünyamızla iletişim kurmamızın, maneviyata-sevgiye önem vermemizin, tekrar kollektifleşmemizin, 'ben' değil - 'biz' dememizin, tekrar doğaya dönmemizin ve birbirimize yardım etmemizin zamanı geldiğini vurguluyor!

 

Dilerim derlediğim aşağıdaki bu dökümanın size katkısı olur... (Pelinsu)

 

 

  •  Amerikalı siyahi bir bayan, 32 yaşındayken intihara kalkışmıştır. İstenmeyen bir bebek olarak dünyaya gelmiştir, annesinden sevgi ve ilgi görmemiştir, çocukluğunu fakirlik içinde büyükannesinin domuz çiftliğinde geçirmiştir, 13 yaşındayken yakın akrabalarının cinsel tacizine uğramıştır, işsizdir, bir ailesi yoktur,yalnızdır, parası yoktur, kendini çirkin bulmaktadır, şişmandır… Sonunda hayatta başarısız olduğuna karar verir. Üstelik ufukta hiçbir ışık da görünmemektedir.

Ve intihar etmeye karar verir. Oturur, önce bir intihar mektubunu yazar. Sıra ölüme geldiğinde, birden aklında bir düşünce belirir: “Yarın kim bilir neler olacak?” Geleceğinin farklı olabileceğini düşünür…

Biyografisinde, o anı anlatırken, kendini intihardan alıkoyan tek düşüncenin bu olduğunu itiraf edecektir. Onu durduran “Merak”tır… Yani “Yarının neler getireceğine merak”.

Tam da burada, hayatta ümitsizlik içinde olup, bu satırları okumakta olanlar varsa: “Tanrı’nın bir şeyi ertelemesi, onu gerçekleştirmeyeceği anlamına gelmez”.

Unutmamalıyız ki, merak ve sabır, iki büyük erdemdir.

İntihar etmekten vazgeçen bu kadın, Oprah Winfrey’dir! Uzun yıllar yaptığı TV programıyla izlenme rekoru kıran, yılda inanılmaz miktarda dolar kazanan, Time dergisi tarafından Amerikan başkanından bile etkili seçilen, ABD’de en çok sevilen insanlardan biri olan ve Afrika’da 45 milyon dolar harcayarak Afrikalı kız çocuklarına “Liderlik Koleji” açan kadın.

 

Peki arada ne oldu? Oprah’ın hayatını ne ya da kim değiştirdi? Evet, onun hayatına bir sihirli değnek değmişti: “Kitap”! Oprah, okuduğu kitaplardaki sihirli fikirleri kullanarak hayatını değiştirdi. Kılavuz kitaplarla alay edenlere inat, o okudu, içindekileri anladı ve bu fikirleri kullanarak hayatını yeniden dizayn etti.

 

Oprah’ın hayatını kitaplar kurtarmıştır. Oprah Winfrey’in dediği gibi “İstediğin her şeye sahip olabilirsin ama bu biraz vakit alabilir. Yeter ki hemen şimdi bir ‘sihirli değnek’ al (yani kitap) ve okumaya başla...

İyi kitapların içinde güçlü sihirler vardır".  (“Azmin Zaferi Öyküleri – 2” Kitabı – Mümin Sekman)

 

 

  • Dünyaca tanınan başarılı mimar, yazar, futurist, mucit  ve medyum  “Buckminster Fuller(1895 -1983)”, hayatının bir döneminde yolun başlarındayken intihara kalkışmıştır, ancak onu intihar etmekten vaz geçiren şey insanlığa hizmet etme tutkusu olmuştur. Ölmek yerine insanlığa faydalı olmayı ve kendini insanlığa adamayı seçmiştir.

    Ve şöyle demiştir: Beş para etmez bir insan olabilirim ama belki de bu beş para etmez hayatı alıp, bir fark yaratmaya adayabilirim”. Ve hayatıyla başkaları için de fark yaratmıştır.

 

 

  •  Çağımızın spiritüel öğretmenlerinden Eckhart Tolle de 29 yaşındayken intihara kalkışmıştır:  “Artık kendimle daha fazla yaşayamayacağım. Sonra birden fark ettim ki ben tek miyim? Yoksa iki kişi miyim? Eğer kendimle baş başa artık yaşamak istemiyorsam, benden iki tane vardır. Belki bunlardan biri gerçektir…” demiştir ve içindeki varlık boyutunun farkına varmıştır.

 

Artık ölmeye ihtiyacı yoktur, çünkü içindeki varlık boyutunun asıl kendi gerçekliği olduğunu o an anlamıştır. Zihninde hiç susmadan konuşup duran küçük benin asıl kendisi olmadığını ve kendisini sürekli mutsuz ettiğini görmüştür. Bir ruhsal dönüşüm yaşamıştır.

 

Fiziksel bedenini öldürmek yerine, kişisel egosunu – küçük ‘ben’ini öldürmüştür…

 

Eckhart Tolle, içindeki o derin – sessiz - dingin boyutu keşfettikten sonra der ki, “Yeni bilincin temelinde düşünceyi aşmak, yeni keşfedilen, düşüncenin ötesine geçme yeteneği ve kendinizde düşünceden çok daha engin bir boyutun farkına varma yatıyor. Bundan böyle kimliğinizi ve kim olduğunuzla ilgili hissinizi, kendiniz olduğunu sandığınız eski bilincin bitip tükenmek bilmeyen düşünce akışından almıyorsunuz.”

 

 

  • Nick Vujicic, 1982 yılında kolsuz ve bacaksız olarak dünyaya gelmiş Avusturalyalı genç bir adamdır. Okulda arkadaşları uzuvları olmadığı için kendisi ile alay edince 10 yaşında intihar girişiminde bulunmuştur…

     

    12 yaşında, dünyayı daha iyi anlamaya başladıkça, aslında herkesin bir sorunu olduğunu kavrayan Nick Vujicic, “Benim sorunum da, kolsuz ve bacaksız olmam” deyip bu gerçeği kabul ederek yaşamına devam eder.

     

    Başkaları için umut olabileceğini anlayan Nick Vujicic, “Hayatın her şeye rağmen yaşanmaya değer” olduğunu etrafındakilere anlatmaya başlar.

     

    Dünya çapında motivasyonel – ilham verici bir konuşmacı olur. Kendisi de intihar etmekten vazgeçmiştir ve zor durumdaki insanların da pes etmemesi misyonunu taşır… İnsanların hayatlarında anlam bulmaları için umut olmak ister ve kendini bu amaca adar. “Uzuvlar Olmadan Yaşam” adlı kar amacı gütmeyen bir kuruluşun yaratıcısıdır…

     

    İnsanoğlunun her ne zorlukla karşılaşırsa karşılaşsın vazgeçmekten vazgeçmesini ve hayata tutunmasını aşağıdaki video'da açıklamıştır:

 

 

  • Yaşama dört elle sarılma motivasyonunu kazanmak için en iyi yollardan birisi de; Psikiyatrist Dr. Viktor E. Frankl’ın ibret verici öyküsünü ve “İnsanın Anlam Arayışı” adlı kitabını okumaktır. Kanımca, yaşama sevincini kaybeden bir kişi, Viktor E. Frankl’ı ve hikayesini tanıdıktan sonra: “O insan doğasına aykırı – acımasız koşullarda bile yaşamını sürdürdüyse, ben de pekala yaşamıma sahip çıkarım - yaşama saygı gösteririm!” demelidir… Ben sizin yerinize, hayatından ve kitabından kısa bir özet çıkardım:

     

    Viktor E. Frankl, 1940’lı yıllarda ömrünün bir kısmını Nazilerin toplama kamplarında geçirmiş Viyana doğumlu dünya çapında bir psikiyatristtir. Tam 4 toplama kampından sağ çıkmayı başarmıştır. 1997 yılında 92 yaşında vefat etmiştir. “İnsanın Anlam Arayışı” ve “Duyulmayan Anlam Çığlığı” adlı kitapların yazarı ve psikiyatride “logoterapi” yönteminin yaratıcısıdır.

     

    Viktor E. Frankl varoluşçu terapinin en önemli isimlerindendir. II. Dünya Savaşı sırasında, toplama kamplarında yaşadıklarını, kendi psikiyatrik öğretisi ışığında geniş kitlelere sunduğu “İnsanın Anlam Arayışı” otuzun üzerinde yabancı dile çevrilmiş ve Frankl’ın “Freud ve Adler’den sonra sahasının en dikkat çekici ismi” olarak anılmasını sağlamıştır.

     

    Viktor E. Frankl’ın hayatı ve yarattığı “logoterapi”, neden intihar etmeyip yaşamaya devam etmenin ve yaşamak için yeni anlamlar – nedenler bulmanın önemini çok iyi vurgulamaktadır.  

     

 

Viktor E. Frankl, toplama kamplarında, özellikle Nazi toplama kamplarının en ağırı olan Auschwitz’de  çok acı bir tecrübe yaşamıştır. Eşini, annesini ve babasını kaybetmiştir. Onlar fırınlarda yakılmışlardır.

 

Orada psikiyatri, psikoloji, psikanaliz çalışmasının verdiği bilgiyle insanları gözlemiştir Viktor Frankl. Ve, bütün kitaplarının özetini birkaç cümleye sığdırmak gerekirse, şunu söyler ; ''Bu kamplarda hayata anlam ile tutunan insanlar ayakta kaldı. Ama direnmeyi ve ümit etmeyi bırakanların, kendilerini o totaliter aygıtın pençesinde aciz, zavallı varlıklar olarak gören kişilerin çoğu öldü, direnmedi, hayatını kaybetti. Bir insan sizi tutup zorla idama götürürse, elbette ona anlam duygusuyla direnme şansınız yok'' ama hayatta kalma şansları olduğu halde kim hayatta kaldı, kim kalamadı? sorusuna Frankl bu cevabı veriyor: ''Tünelin sonunda her zaman bir ışık gören, hayata ümitle ve anlam duygusuyla bağlanan insanlar buralarda hayatta kaldı''.

 

 

 

Viktor E. Frankl’ın ilk kampa girişte yazdığı bilimsel kitabın notları elinden alınıp imha edildi. Ve kendisini, kitabını baştan gizlice yazmak tutkusu onu Nazi kamplarında en ağır şartlarda ve işkencelerde ayakta – yaşamda tuttu (Hayatta kalmak için güçlü bir bahaneye ihtiyacı olduğunun farkındaydı...).

 

O acımasız – insanlık dışı yaşamına kattığı anlamla en ağır zorluklara - koşullara - acılara dayandı. Kamplardan sağ kurtulmayı başarınca, Varoluşçu akımın öncülerinden olan Viktor E. Frankl, bu deneyimleriyle logoterapinin yaratıcısı oldu.

 

"Anlam boşluğu psikolojik yönden yıpratıcıdır. Yaşamı anlamlı olan kişiler her türlü dış tehlike ve zorluklarda yaşamlarını sürdürebilirler".

'Hayatın bir anlamı varsa acı çekmenin de bir anlamı vardır' felsefesini yaşamış, anlamış ve anlatmış kişidir. Ve kamplardaki yaşamının anlamı acı çekmektir.
Özellikle bir insanın tecrübesini başından ne geçtiği değil, başından geçenlerden nasıl yararlandığı gösterir; cümlesinde de anlattığı gibi, insanın hayatının seyrini belirleyen şeyin olaylar değil bizim o olaylara verdiğimiz tepkinin anlam ifade edeceğini ve sonucu belirleyeceğini vurgulamak istemiştir. (logoterapi)

 

 

 

 

 

Viktor E. Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı” kitabından kesitler:

 

“Korkunç bir kabus gördüğü anlaşılan ve yatağında kıvranan bir tutuklunun iniltisiyle uyandığım bir geceyi hiç unutmayacağım. Korkutucu rüyalardan ya da hezeyanlardan mustarip insanlar için özellikle her zaman üzüntü duymam nedeniyle, zavallı adamı kabusundan uyandırmak istedim. Ansızın, yapmak üzere olduğum şeyden ürküp, adamı sarsmaya hazır olan elimi geri çektim. O anda ne kadar dehşet verici olursa olsun, hiçbir rüyanın, bizi çevreleyen ve kampın gerçeklerinden daha kötü olmadığının, yoğun bir şekilde bilincine vardım...”

 

“Bir keresinde, cesur ve onurlu birisi olarak tanıdığım bir tutuklunun, ayakkabılarının giyilemeyecek kadar çekmesi nedeniyle sonunda karda yalınayak yürümek zorunda kaldığı için çocuk gibi ağladığını duydum. Bu can sıkıcı anlarda, bir avuntu kırıntısı buluyordum: Cebimden çıkardığım küçük bir ekmek parçasını kendimden geçercesine bir hazla çiğniyordum.”

 

 

 

“Sigara yaşam kaynağı demekti. Sigarayı hayati derecede önemli şeyler için değiş tokuş edebilirdiniz. Biraz daha çorba, tayın, ayakkabı ya da sizi soğuktan koruyacak çorap... sigaralarını takas için saklamayıp içmeye başlayanların hayatlarından endişe etmeye başlardık. Bir çoğu mücadeleyi daha fazla sürdüremezdi çünkü...”

 

“İntihar düşüncesi, kısa bir süreyle de olsa, hemen herkesin kafasını kurcalıyordu. Bu düşünce, durumun ümitsizliğinden, her gün ve her saat gölgesi üstümüzde olan kesintisiz ölüm tehlikesinden ve diğer birçokları tarafından yaşanan ölümün yakınlığından doğuyordu.

Daha sonra değinilecek olan kişisel inançlarımdan ötürü, kampa vardığım ilk akşam, “tele koşmayacağıma” yemin ettim.

Bu deyim, en popüler intihar yöntemini anlatmak için kullanılıyordu: Elektrik yüklü dikenli tel çitine dokunmak.

Bu kararı vermek çok zor olmamıştı. İntihar etmenin pek bir anlamı yoktu, çünkü nesnel bir açıdan hesaplandığı ve olasılıkların tamamı dikkate alındığı zaman, ortalama kamp sakini için yaşam beklentisi son derece cılızdı.

Bütün elemeleri geçip, yaşamayı başaran küçük yüzde arasında olmayı rahatlıkla bekleyemezdi.

Auschwitz kampındaki bir tutsak, şokun ilk evresinde ölümden korkmuyordu. İlk birkaç günden sonra gaz odaları bile dehşetini kaybediyordu. Ne olursa olsun, bu dehşet onu intihar etmekten alıkoyuyordu.”

 

 

“Tutuklunun ruhsal tepkilerinin ikinci evresinde ortaya çıkan semptomlar, duygu yitimi(apati), yani kişinin hissetmeyi göze alamadığı acı dolu coşku ve duygularını köreltmesiydi; bu da sonunda tutukluyu, her gün ve her saat karşı karşıya olduğu dayağa karşı duyarsızlaştırıyordu. Bu duyarsızlık yoluyla tutuklu, kendini kısa zamanda çok gerekli ve koruyucu bir kabukla kaplıyordu.”

 

Nietzsche’in şu sözleri, tutuklularla ilgili her türden psikoterapi  ve koruyucu ruh sağlığı çabalarının yol gösterici parolası olabilir:

“Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıl’a katlanabilir.”

 

 

Gerçek: İnsanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef, sevgidir.

O anda, şiirin, düşünce ve inancın vermesi gereken gizin anlamını kavradım: İnsanın sevgiyle ve sevgi içinde kurtuluşu.

Dünyada hiçbir şeyi kalmayan bir insanın, kısa bir an için de olsa, sevdiği insana ilişkin düşüncelerle ne kadar mutlu olabileceğini anladım. Zihnim hala karımın hayaliyle meşguldü. Hala hayatta olup olmadığını bile bilmiyordum.

O ana kadar çok iyi öğrendiğim tek şeyi biliyordum: Sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok çok ötesine geçer. Kendimi, yine karımın hayaline ilişkin düşüncelere kaptırırdım: “Beni kalbine mühürle, sevgi, ölüm kadar güçlüdür.”

 

 

 

Hayallere dalabildiği zaman, tutuklunun hayalgücü, geçmişin, çoğunlukla önemli değil, önemsiz olaylarıyla ve küçük ayrıntılarıyla oyalanıyordu: Kendi hayalimde otobüslere biniyor, dairemin ön kapısını açıyor, sıcak suyla banyo yapıyor, telefona cevap veriyor, ışıkları açıyordum. Düşüncelerimiz, sık sık bu tür ayrıntılar üzerinde odaklaşıyordu ve bu anılar insanı ağlatabiliyordu.

 

 

 

Acıya katlanma yolları, gerçek bir içsel başarıydı. Yaşamı anlamlı ve amaçlı kılan şey de, insanın elinden alınamayan işte bu ruhsal(tinsel) özgürlüktür. Bir insan, acı çekmenin kaderi olduğunu gördüğü zaman, acısını kendi görevi olarak kabul etmek zorunda kalacaktır; bu onun tek ve eşsiz görevidir.

 

Bir insanın, ruhsal durumuyla – cesareti ve umudu ya da bunların bulunmayışı  - vücudun bağışıklık durumu arasında ne kadar yakın bir ilişki olduğunu bilenler, umut ve cesaretin birden bire yitirilmesinin öldürücü bir etkisi olabileceğini anlayacaktır. Geleceğe olan inancı ve yaşama istemi felce uğramış arkadaşımın bedeni  yaşadığı hayalkırıklığıyla tifüs salgınına yenik düşüp ölmüştü. 

 

Serbest bırakılan bir tutuklunun ruhsal durumunu tasvir ederken:

“Özgürlük. Bu sözcüğü kendi kendimize tekrarladık, ama anlamını kavrayamıyorduk. Bu sözcüğü yıllar boyunca o kadar çok kullanmış, buna ilişkin öyle çok hayal kurmuştuk ki, anlamını yitirmişti. Gerçekliği bilincimize işlemiyordu; özgür olduğumuz gerçeğini kavrayamıyorduk.”

 

 

“Sorum, ‘polilmiyelitis serumu’ geliştirmek için kullanılan ve bu nedenle orası burası delik deşik edilen bir maymunun, çektiği acının anlamını kavrayıp kavrayamaycağıyla ilgiliydi. Gruptaki herkes, elbette maymunun çektiği acının nedenini kavrayamaycağını söyledi; sınırlı zekasıyla maymun, acının anlamının anlaşılabildiği tek dünya olan insanların dünyasına giremezdi. Bunun üzerine aşağıdaki soruyu ortaya attım: “Peki ya insanın, kozmosun evrimindeki bitiş noktası olduğundan emin misiniz? Başka bir boyutun daha olduğu, başka bir dünyanın, insan acısının nihai bir anlam bulacağı bir dünyanın olduğu düşünülemez mi?”

 

 

 

 

 

Viktor E. Frankl, “İnsanın Anlam Arayışı” kitabının önsözü yazısında şunu söyler: “İstediğim tek şey, somut bir örnek yoluyla okura; yaşamın, her durumda, hatta en acınası durumlarda bile potansiyel bir anlam taşıdığını anlatabilmekti. Ve konu, bir toplama kampında olduğu gibi son derece aşırı olan bir durumla örneklendiği takdirde, kitabımın amacına ulaşabileceğini düşündüm. Bu nedenle, yaşadığım şeyleri yazma sorumluluğunu hissettim, çünkü umutsuzluğa yatkın olan insanlara yararlı olabileceğini düşündüm.

 

Dolayısıyla, yazmış olduğum bir düzine kitap arasından, bana hiçbir zaman ün sağlamayacak şekilde isimsiz olarak yayınlanmasını amaçladığım bu kitabın böylesine bir başarı kazanması (73. Baskı) benim açımdan garip ve dikkate değer bir olaydır. Bu nedenle Avrupa ve Amerika’daki öğrencilerime tekrar tekrar aynı uyarıda bulunuyorum: “Başarıyı amaçlamayın. Bunu ne kadar amaç haline getirip bir hedefe dönüştürürseniz, kaçırma olasılığınız da o kadar artar. Çünkü, mutluluk gibi başarının da peşinden koşamazsınız; kendisi ortaya çıkmalı, kendisi oluşmalı ve sadece kişinin, kendinden daha büyük bir davaya kişisel adanışının amaçlanmayan bir yan etkisi olarak ya da kişinin kendini başka bir insana bırakışının bir yan ürünü olarak oluşmalıdır. Mutluluğun, kendiliğinden olması gerekir; aynı şey başarı için de geçerlidir: Ona aldırış etmeyerek, kendi kendine olmasına izin vermeniz gerekir. Bilincinizi dinlemenizi ve bilginiz dahilinde bilincinizin sizden yapmasını istediği şeyi yerine getirmek için elinizden geleni yapmanızı istiyorum.

O zaman, uzun vadede – uzun vadede diyorum! – başarı sizin peşinizden gelecektir, çünkü başarıyı düşünmeyi unutmuşsunuzdur.

 

Bunu izleyen bölümler, Auschwitz Toplama Kampı’ndan çıkarılacak bir dersi almanızı sağlarsa, sevgili okurum, bu önsöz yazısı da amaçlanmayan bir bestseller(en çok satan) kitaptan çıkarılacak bir ders verebilir.”

 

 

 

  • Beyninizi Değiştirin, Hayatınız Değişsin” kitabının yazarı Psikiyatrist ve Beyin Görüntüleme Uzmanı(SPECT) Dr. Daniel G. Amen:

     

    “İntihar, ABD’de ölüme en çok yol açan sebepler arasında sekizinci durumda. Kişi artık hayatta başka bir seçeneği kalmadığını hissettiği zaman genellikle intihara kalkışır. İntihar, bir aileyi mahveder, arkada kalan ebeveynleri, eşleri, çocukları terkedilmişlik hissiyle, suçluluk duygusuyla ve depresif bir halde bırakır.

     

    Beyin SPECT incelemeleri intihar davranışını anlamak için çok yararlı olmuştur. İntihara kalkışan yüzlerce insanın beyin taramasını yaptım. Çoğu yukarıda bahsedilen şiddet yapısını gösteriyordu. Bu hastaların büyük çoğunluğunda aşırı singulat etkinliği (olumsuz düşüncelere takılıp kalma eğilimi), şakak loplarında: en çok da sol tarafta aşırı ya da düşük etkinlik (ani öfke ve huzursuzluk) ve bir işe konsantre olurken düşük alın korteksi etkinliği (ataklık ve zayıf yargı) vardı.

     

    İntihar düşüncelerinin çoğu kısa sürelidir. Ancak, eğer bir insan olumsuz düşüncelere kilitlenmenin yanı sıra ani öfke ve ataklık sorunları da yaşıyorsa, onu gözünüzün önünden ayırmayın!”

 

 

 

 

  • İntihar düşüncesinin bir nedeni de depresyondur.İntihar düşüncesi, depresyonun semptomlarındandır. Bir de bu gözlükle, Psikiyatrist Dr. David Burns’ün “İyi Hissetmek” kitabına göz atalım:

    “Dr. Aaron Beck hafif depresyonlu hastaların yaklaşık üçte birinde, ağır depresyonlu hastaların ise yaklaşık dörtte üçünde intihar eğilimi bulunduğunu saptamıştır. Depresyondaki hastaların neredeyse yüzde beşinin intihar neticesinde öldüğü belirlenmiştir. Bu, genel nüfustaki intihar oranının yaklaşık 25 katıdır. Aslında, depresif bir hasta öldüğünde, altıda bir ihtimalle ölüm nedeni intihardır.

     

    Hiçbir yaş grubu, sosyal ya da mesleki grup intihardan muaf değildir. Kendini öldürmüş ünlü isimleri düşünün. Oldukça şok edici ve garip, ama intihar çok gençlerde de hiç de az değildir. Filadelfiya’daki kasaba okullarından birindeki yedinci ve sekizinci sınıf öğrencileri arasında yapılan araştırmada, gençlerin üçte birinin ağır depresyonda oldukları ve intiharı düşündükleri ortaya çıkmıştır. Annesinden ayrı kalan bebeklerde bile sağlıklarının bozulması, ve hatta kendilerini aç bırakarak ölmeleri şeklinde depresif belirtiler görülmüştür.

     

    Sizi fazla bunaltmadan, madalyonun olumlu yüzünü de açıklayayım. Birincisi, intihar gereksizdir. Bu dürtü, bilişsel tekniklerle hızla yenilip yok edilebilir. Bilişsel tedavi  uygulanan hastaların çoğunda tedavinin ilk ya da ikinci haftasında hayata bakış açılarında bir düzelme olmuştur. Duygudurum çalkantılarına yatkın hastaların depresif ataklardan korunması, uzun vadede intihar dürtülerinin azalmasını da getirecektir.

     

    Neden depresif hastalar bu kadar çok intiharı düşünürler ve bundan korunmak için ne yapılabilir? Aktif intihar eğilimli kişilerin düşünce tarzlarını incelerseniz anlayabilirsiniz. Yaygın ve kötümser bir bakış bütün düşüncelerine hakimdir. Hayat, kahrolası bir kabustan başka birşey değilmiş gibi düşünürler. Geçmişe baktıklarında, tek hatırlayabildikleri, depresyon ve acı dolu zamanlardır.

     

    Kendinizi melankolik hissettiğinizde, bazen o kadar karamsar olunur ki, hiçbir zaman mutlu olmadığınız ve olamayacağınız hissine kapılırsınız. Bir arkadaş ya da akraba, bu depresyon dönemleriniz dışında aslında oldukça mutlu olduğunuzu söylerse, yanıldığını ya da sizi neşelendirmeye çalıştığını düşünürsünüz. Bunun nedeni, depresyonda olduğunuzda geçmişe ait anılarınızı çarpıtmanızdır. Mutluluk ve neşe dolu bir anınızı aklınıza getiremediğiniz için, hiç olmadıkları gibi yanlış bir sonuca varırsınız. Eğer birisi mutlu olduğunuz anlar olduğunda ısrar ederse, genç bir hastanın geçen gün ofisimde yaptığı gibi tepki verebilirsiniz, “Hayatımın o kısmı sayılmaz. Mutluluk bir çeşit yanılsamadır. Ben aslında depresif ve yetersizim. Eğer mutlu olduğumu düşünmüşsem kendimi kandırmışım.”

     

    Ne kadar kötü hissetseniz de, işlerin sonunda düzeleceğine dair bir inancınız varsa, bu dayanılabilir olacaktır. İntihar etmek gibi kritik bir karar, duygu durumunuzun hiç bir zaman düzelemeyeceği gibi mantıksız bir inançtan kaynaklanır. Geleceğin sizin için yalnızca daha çok acı ve karmaşa taşıdığından eminsinizdir. Bazı depresif hastalar gibi, bu kötümser öngörünüzü size oldukça ikna edici görünen bir dolu veriyle destekleyebilirsiniz.

     

    49 yaşında, depresif bir borsacı geçenlerde bana, “Doktor, 10 yılda 6 psikiyatrist tarafından tedavi edildim. Şok tedavileri (EKT), her çeşit antidepresan, yatıştırıcı ve diğer ilaçları aldım. Bunlara rağmen depresyonum bir an bile kalkmadı. İyileşmek için 80.000 dolardan fazla harcadım. Şimdi duygusal ve ekonomik olarak bitmiş durumdayım. Bütün doktorlar bana ‘Bunu yeneceksin. Başını dik tut’ dediler. Ama şimdi anlıyorum ki bu gerçek değilmiş. Hepsi bana yalan söylediler.. Ben bir savaşçıyım,  çok savaştım. Ama yenildiğinizi anlamanız lazımdır. Kabul etmeliyim, ölsem daha iyi olur.”

     

    Araştırma çalışmaları, ciddi bir intihar isteğinin belirmesinde en önemli faktörün gerçek dışı umutsuzluğunuz olduğunu göstermiştir. Bu çarpıtılmış düşünce yüzünden, kendinizi kaçışı olmayan bir tuzağa düşmüş hissedersiniz. Problemlerinizin çözümsüz olduğu sonucuna varırsınız. Acınız dayanılmaz ve hiç bitmeyecek gibi geldiğinden, çok yanlış bir şekilde intiharın tek kaçış yolunuz olduğunu düşünürsünüz.”

     

    Eğer geçmişte bu tip düşünceleriniz olduysa, ya da şimdi ciddi olarak böyle düşünüyorsanız, bu bölümün mesajını yüksek sesle ve net bir şekilde tekrar edeyim:

    “İNTİHARIN, PROBLEMİNİZİN TEK YA DA EN İYİ ÇÖZÜMÜ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORSANIZ, YANILIYORSUNUZ.”

    Tekrar edeyim. YANILIYORSUNUZ! Tuzağa düşmüş ve ümitsiz olduğunuzu hissettiğinizde, düşünceleriniz mantıksız, çarpıtılmış ve bozulmuştur. Kendinizi ne kadar inandırırsanız inandırın, hatta diğer insanları da ikna edin, depresif bir hastalık yüzünden intihar edilebileceği düşüncenizde tamamen hatalısınız. Bu, acınızın en mantıklı çözümü değildir.

Candan Erçetin - Elbette

 

"Sizler, ıstıraplarınıza - dertlerinize dayanamayıp da artık ölümün ötesine gitmeyi düşünenler, lütfen bir durun! Lütfen durun! Sadece sizler için tüm duyarlılığımla - kalbimle hazırladığım bu dökümanı bir kez daha okuyun iyice ve lütfen canınıza kıymaktan vazgeçin!!!

İnanın sizi intihara sürükleyen dertlerinizi - acılarınızı - zorluklarınızı - sıkıntılarınızı aşacak güçtesiniz ve eğer intihar ederseniz, ölümün ötesine geçtiğinizde ruhunuz bu yaptığınızdan çok çok pişman olacak! Şu anki intihar düşünceniz inanın daha sonra buhar olacak ve biliyorum gün gelecek siz diyeceksiniz ki "İyi ki o gün intihar etmemişim! İyi ki canıma kıymamışım! Eğer bunu yapsaydım, bu çok büyük bir hatam ve pişmanlığım olurdu!"

Şu anki derdinizi bir düşünün ve de 1 yıl sonrasını hayal edin, hatta 1 ay sonrasını, dilerseniz 5-10 yıl sonrasını! O ileriki zaman sürecinde hala o derdi şu anki acınızın şiddetinde yaşayacak mısınız?  diye bir kafanızı yorun bakalım! İnanın gelecekte bu derdiniz, şu anki kadar canınızı yakmayacak!

Lütfen intihar düşüncesinden uzaklaşın, evinizin balkonuna çıkın ya da pencerenizi bir açın ve gökyüzüne derin derin kafanızı boşaltmaya çalışarak bakmaya çalışın - iyice gökyüzüne odaklanın. Ve arka arkaya 5 derin nefes alın yavaş-güçlü bir şekilde; Karbon Monoksit beyninizde yoğunlaşıp size kafa buldurur, rahatlarsınız :) Uzaydan şu anki minicik dünyanıza bir bakıp - dertlerinizi bir küçültün hadi... O kocaman uzayı, Evren'i hayal edince, sizin yaşamınız bir nokta kadar değil mi? Olaya büyük bakın, bilgece yorumlayın lütfen!

Size moral, sabır, dayanma gücü, kişisel erk-güç, iç kuvvet, her ne pahasına olursa olsun size yaşama tutunma motivasyonu ve yaşama sevinci diliyorum tüm kalbimle! Tüm intihar düşüncesi taşıyanların ateşli bir duacısıyım, bunu bilin! " - Uzun yıllar boyunca intihar düşünceleri ve intihar eğilimiyle savaşmış ve sonunda bunu aşmayı başarmış; bunun sonucu olarak da i'nsanları intihardan vazgeçirme misyonunu' hücrelerine dek tüm varlığıyla taşyan ve yaşayan Pelinsu Zeybek.

Aşağıdaki video'yu bir izleyin derim, Türkçe altyazılı... Video'nun adı "Cehennemdeki Cennet". Motivasyon ve İletişim Ustası Anthony Robbins'in 108 yaşındaki Nazi Kampı Gazisi "Alice Herz Sommer"le röportajı. Büyük piyano virtüözü Bayan Alice Herz Sommer geçmişinde, Nazi kampında akrabalarını kaybetmiş ve minicik oğluyla o işkence dolu cehennemde, iyimserliğiyle - yaşama sevinciyle - her ne pahasına olursa olsun yaşama motivasyonuyla dayanmış, intihar etmemiş, psikolojisini / ruh sağlığını bozmamış! Bakın bu video da sizi motive edecek ve sizi iyimserliğe davet edecek, izleyin:

Cehennem'deki Cennet - Alice Herz Sommer

Aşağıdaki video, tünelin ucunda ışığı göremeyenler için çok anlamlı bir metafor; herkesin kendine göre bir tüneli var aslında... 

Video'daki gibi ilk başta tünelin sonundaki ışığı göremeyebilirsiniz ama sabırlı olursanız o ışığı göreceksiniz ve ne pahasına olursa olsun, ilerlemeye devam ederseniz tünelin sonundaki güzelliklere de inanın kavuşacaksınız...

Video'daki türküdeki gibi siz de "doğduğunuzda göze/nazara geldiğinizi" düşünüyorsanız, dilerim vazgeçmekten vazgeçip, herşeye rağmen tüm zorlukları sabırla ve metanetle aşar, tünelin sonundaki ışığa - güzelliklere kavuşursunuz..." - (Pelinsu Zeybek)


 

Sizin varlığınız SONSUZ ve SONSUZA dek de var olacaksınız (!), lütfen bu yaşamınızda acınıza dayanamayıp da derdinizden dolayı, planlanan yaşam süreniz daha dolmadan bedeninizi burada kendi iradenizle terk etmeyin! Bunu yapmayın, lütfen yaşama her ne pahasına olursa olsun devam edin... Yüce Tanrı'nın sizin için belirlediği İLAHİ PLANA karşı gelip, onu bozmayın! - Pelinsu Zeybek

 

Views: 5332

Comment

You need to be a member of Love Peace and Harmony to add comments!

Join Love Peace and Harmony

Comment by Pelinsu Zeybek on April 3, 2014 at 2:54am

Comment by David Dogan Beyo on March 31, 2014 at 5:21pm

Güçlü ve Azimli Ruh Pelinsu,

bizler hepimiz , her an seninleyiz ve yanındayız....

hepbirlikte tüm zorlukların ötesine geçmeyi başaracağız...

şükürler olsun ki burada bir arada , ne kadar güzel akışlarla birbirimize destek oluyoruz...

sana güvenim sonsuz, burada kalbini ortaya koyan ; gönülden olan tüm dostlarıma güvenim sonsuz...

Hepinizin var olduğunu bilmek , sadece bu varoluşu hissetmek bile çok güzel bir şey : )

Comment by Pelinsu Zeybek on March 30, 2014 at 3:16am

Sevgili Ruhsal Zekası Yüksek, CAN Doğan çok teşekkür ederim güzel sözlerin için...

Kendim çok uzun yıllar intihar düşünceleriyle boğuştuğum için bu konuda zorluk yaşayanlara çok duyarlıyım! (Çok şükür artık bu düşüncelerden kurtuldum...) İnsanları intihardan caydırma misyonunu da taşıyorum tüm yüreğimle!

Gerçekten de bu derlemeyi umudunu kaybedenlere tekrar ne pahasına olursa olsun "YOLA DEVAM" demeleri için yaptım; ancak bi o kadar da KENDİM için hazırladım! Bu derlemeyi ara ara okumaya ben de çok ihtiyaç duydum... Beni ölme isteğinden kurtaracak, ölüm düşüncelerime fren etkisi yapacak bir dökümana doğrusu çok ihtiyacım vardı.

Ama başlı başına senin bizlere armağan ettiğin bu site de bana çok büyük fren etkisi oldu, beni intihar düşüncelerinden uzaklaştırdı - hatta bana yaşama sevinci verdi - hayata tutunmama yardım etti. Bu site sayesinde çok kez YOLA DEVAM dedim :) Bu anlamda rolünün ne kadar ulvi olduğunu bilemezsin! Ve ben de bu dökümanı hazırlayarak, borcumu ödemiş oldum bir nevi :)

Özellikle çok kritik bir anımda bana manevi destek ve güç veren Derya, Sedi'RA ve Nazlı'ya minnet doluyum. Kendileri farkında değiller ama büyük bir tehlikeyi önlediler.. Bana yardımları Tanrı'nın bir lütfuydu ve büyük bir eş zamanlılıktı!

Sevgili değerli dostum David Doğan, sen de beni kurtardın - varlığına ne minnet doluyum! Dostluk ne kutsal! Ne KUTSAL şey DOSTLUK! Tanrı zor zamanlarda bize destek olacak gerçek, ulvi, güvenilir böyle dostlar versin hepimize! AMİN.

Özellikle psikiyatri hastalarında tüm dünyada intihar oranı çok yüksek! Ya depresyonun ıstırabından intihar ediyorlar ya bozuk beyin kimyalarından ya da ağır hezeyanların kurgusundan..

Psikiyatrik hastaların umutsuzluğa düşmeleri çok kolay; çünkü umut duyacak beyinleri hasta ve her gün umut savaşı veriyorlar... "Sağlığın ve Umudun VARSA HER ŞEYİN VAR !!"

Aşağıdaki karikatüre gülsem miii? :) Ağlasam mıııı? :((

Comment by David Dogan Beyo on March 29, 2014 at 4:13pm

Değerli Dostum Pelinsu,  bu paylaşımın , diğer bütün paylaşımların gibi o kadar değerli ki... Umudunu yitirenlere ışık ve umudun sonsuz olduğunu hatırlatacak bir ışık yayıyor.... Her en olursa olsun yola devam diyebilmek için bir araç oluyor. O güzel yüreğine ve emeklerine sağlık....

Sevgiler olsun... Işıklı Ruhuna,

Doğan

Comment by Pelinsu Zeybek on October 13, 2013 at 4:22pm

CAN'ım Ruhsal Zekası Yüksek LPH Arkadaşım,

Sana katkısı olduysa ne mutlu bana! Bu gezegendeki yolculuğumuz çok önemli, çünkü bence en önemli ruhsal gelişim eğitimi ancak bu çarpık-zorlu-düşük bilincin hakim olduğu "Dünya Ana"mızda gerçekleşebiliyor...

Ve bazen bu zorlu gezegene - bazen de çok zorlu olan hayatımıza tahammüel edebilmek çok güç olabiliyor......"Çekip de gitsem..." denilebilen anlar oluyor.

İşte bu dökümanı da ondan hazırladım; bir tek can bile öbür tarafa gitmekten vazgeçsin diye... Buraya - buradaki derslere dayansın diye ve hatta mutluluğu yakalayabilsin diye...

Çok yaşa arkadaşım (Senin gibi bu dünyaya katkı veren ince ruhlar çok yaşamalı)!

ÇOK & Sağlıklı & Mutlu yaşayalım :-)

Bu arada mesajlarına henüz geri dönemedim.....en yakın zamanda yazıcam hevesle !!! :)

Sevgi ve Işıkla...

Comment by nefesleyolculuk on October 13, 2013 at 3:43pm

Pelinsu ne kadar güzel bir derleme olmuş, emeğine sağlık...teşekkürler...

Comment by Pelinsu Zeybek on October 6, 2013 at 11:31pm

CAN'ım Ulvi Nazlıcım,

Sana katkısı olduğuna çok sevindim... Yazıdaki kritik-can alıcı noktalardan birini nasıl da gördün? Gerçekten de Viktor E. Frankl başarının denklemini nasıl da açıklıyor? Şu an dünyanın bu konjuktüründe uygulanmayan (sayılı çok az ulvi kişinin uyguladığı) bir felsefeyi anlatıyor!

Oysa gerçek başarının formülü bu aslında.... Kişisel kazanımlar, olayın-davanın sadece bir yan ürünü ve yan etkisi...(hele uzun vadeli başarının direk formülü bu)

Tarihe bakarsak bunu çok iyi görürüz... Tarihte, kendini - kişisel kazanımlarını unutup, kendini kendinden daha büyük bir davaya adayanlar insanüstü bir başarı göstermişler...

Yukarıdaki fotoğrafta tahta sert masada uyuyan kişi "Edison" ! Laboratuarda günlerce sabahlamış, kısacık şekerlemelerin dışında hep çalışmış......Ampülü icat etmek için, "9999" yanlış denemeyi göze alacak kadar çılgın! Sabırlı! İ;şte bu motivasyon aynı Viktor E. Frankl'ın açıklamasını doğruluyor...

Atatürk, de kendini kendinden öte bir davaya adayarak başarının arkasından gelmesini sağlayanlardan... Okul yıllarında büyük bir mücadele ve emek sonunda özgür bir ülke yaratma rüyasının küçücük bir kısmını yakın bir arkadaşıyla paylaşmış. Arkadaşı o kadar çok ŞOK OLMUŞ ve duyduklarına inanamamış ki, Atatürk aşağı yukarı şöyle birşey demiş: "En iyisi ben rüyamın geri kalanını sana hiç anlatmayayım, asla inanmazsın bana..." Ve inanılmayacak - insanüstü bir başarı gösterdi..!..

Teresa Ana da bunu yaptı, kendini o kadar çok muhtaç insanlara adadı ki.....insanüstü bir başarı gösterdi! Eline çok yüksek miktarlarda ne paralar geçti, kimsenin açamadığı bakım evlerini kendi kişisel gayretiyle dünyaya donattı! Bir arkadaşı ona : "Rahibe Teresa, sen öldükten sonra ne olacak bu yaptıkların? Bunları kim yapacak/idare edecek?" dediğinde, Teresa Ana şöyle cevap verir: "Tanrı elbet benden daha zavallısını bulur"...

"BAŞKALARI İÇİN YAŞANMAYAN BİR HAYAT, HAYAT DEĞİLDİR" - Teresa Ana

"BEN YALNIZ BAŞIMA DÜNYAYI DEĞİŞTİREMEM AMA BEN SUYA DALGA DALGA YAYILMASI İÇİN BİR TAŞ FIRLATABİLİRİM" - Teresa Ana

"LİDERLER İÇİN BEKLEMEYİN, YALNIZ BAŞINIZA BİREBİR OLARAK YAPIN"  - Teresa Ana

Viktor E. Frankl'ın aşağıda tekrar alıntı yaptığım yazısı da beni çok etkiledi Nazlıcığım, "insanın acı çekmesiyle" ilgili örnek verdiği metafor (yüreğime çok dokundu, bir kez daha seninle paylaşayım):

"“Sorum, ‘polilmiyelitis serumu’ geliştirmek için kullanılan ve bu nedenle orası burası delik deşik edilen bir maymunun, çektiği acının anlamını kavrayıp kavrayamaycağıyla ilgiliydi. Gruptaki herkes, elbette maymunun çektiği acının nedenini kavrayamaycağını söyledi; sınırlı zekasıyla maymun, acının anlamının anlaşılabildiği tek dünya olan insanların dünyasına giremezdi. Bunun üzerine aşağıdaki soruyu ortaya attım: “Peki ya insanın, kozmosun evrimindeki bitiş noktası olduğundan emin misiniz? Başka bir boyutun daha olduğu, başka bir dünyanın, insan acısının nihai bir anlam bulacağı bir dünyanın olduğu düşünülemez mi?”

© 2019   Created by David Dogan Beyo.   Powered by

Badges  |  Report an Issue  |  Terms of Service