Love Peace and Harmony

۞ ∞ United For Evolution ∞ ۞

Chief Seatlle's Letter / Şef Seattle'ın Mektubu (English Version is added)

CHIEF SEATTLE-ŞEF SEATTLE IN ÜNLÜ MEKTUBU
The World Summit On the Information Society –Bilgi Toplumu Üzerine Dünya Zirvesi
José De Paiva Netto Journalist(gazeteci) World President of legion of Good Will

Radyo, basın ve Doğa Ana Savunucularından -Chief Seattle- Şef Seattle’ın ünlü mektubuna sahip olmak isteyen çok sayıda arkadaş biliyorum. Çok sayıda insanın haberi olduğu ama tamamını okuma fırsatı bulamadığı bu mektubu, 1986 da Amerika’da LGW elçisi olan Walter Periotto’nun ellerinden aldım. Ben, burada herkesin enine boyuna düşünmesi için sunuyorum:

‘Gökyüzüne ve parlayan sulara kim sahiptir?’

Işte metin, Şef Seattle’ın ,otantik olarak kabul edilen, 1855 yılında Kızıldereli topraklarını satın almak isteyen Birleşmiş Eyaletlerin (US) sunduğu teklife olan cevabıdır. Metin UNEP (United Nations Environment Program) yani Birleşmiş Milletler Çevre Programı’ndan gelir.

‘Gökyüzünü, Dünya gezegeninin ılıklığını nasıl alıp satabilirsiniz?’

Bu toprağın herhangi bir parçası benim halkım için kutsaldır. Herhangi bir çam iğne yaprağı, herhangi bir kumsal, küçük ormanların buğusu, vızıldayan ve parlayan böcek, her şey benim halkımın hatıralarında ve deneyimlerinde kutsaldır. Ağaçların içinde akan özsu kızıl adamın hatıralarını taşır. ‘Beyaz adamın ölüsü yıldızların arasında dolaşmaya gittiği zaman doğduğu toprakları unutur. Bizim ölümüz asla bu harika toprağı-kızıl adamın annesi- unutmaz. Biz toprağın bir parçasıyız ve o da bizim bir parçamız. Güzel kokulu çiçekler bizim kız kardeşlerimiz; erkek hayvanlar, atlar, görkemli kartal, hepsi bizim erkek kardeşlerimiz. Kayaların dorukları, ormanın kokusu, midillinin ve insanın yaşamsal enerjisi, hepsi sadece bir aileye aittir.

‘Böylece, Washington’daki büyük Şef bizim topraklarımızı almak istediğini söyledi. Bizden çok şey istiyor. Büyük Şef bize, bizim kendi aramızda rahatça yaşayabileceğimiz bir yer ayıracağını söyledi. O bizim babamız ve biz de onun çocukları olacağız. Eğer bu böyleyse, biz onun teklifini bizim toprağımızı satın almak olarak değerlendireceğiz. Fakat böyle bir alım, bu toprak bizim için kutsal olduğu için kolay olmayacaktır. ‘ Irmaklardan ve derelerden akan temiz, arı ve aydınlık su sadece su değil bizim atalarımızın kanıdır. Eğer biz size bu toprağı satarsak, onun kutsal olduğunu hatırlamak zorunda olacaksınız ve çocuklarınıza da bunu hatırlatmak zorundasınız ve göllerin yüzeyindeki herhangi bir spektral veya izgesel yansıma benim halkımın yaşamındaki olayları ve evreleri hatırlatır. Suların gürlemesi veya kükremesi bizim atalarımızın sesidir. Bizim susuzluğumuzu dindiren, söndüren ırmaklar bizim erkek kardeşlerimizdir. Onlar bizim kanolarımızı ve çocuklarımızı taşırlar. Eğer biz toprağımızı size satarsak, ırmakların bizim erkek kardeşlerimiz olduğunu hatırlamak ve çocuklarınıza öğretmek zorundasınız. Dolayısıyla bizim erkek kardeşlerimiz sizin de erkek kardeşleriniz olacak ve ırmaklara aynen nasıl bir erkek kardeşe sevgi ve düşkünlük hissediyorsanız, onlara da aynısını hissetmeli ve o değeri vermelisiniz. ‘ Biz, beyaz adamın bizim var oluş yolumuzu veya şeklimizi anlamadığını biliyoruz. Onun için, bir parça toprak herhangi bir parça topraktan hiç farklı değildir. O gece gelen ve topraktan ihtiyacı olan her şeyi alan bir yabancıdır. Toprak onun kız kardeşi değil, düşmanıdır. O toprağı boyunduruğu altına aldıktan ve zapt ettikten sonra başka bir yer aramak için gider. O gerisinde ailesinin mezarını bırakır ve önemsemez. O, toprağın çocuklarına el koyar ve önemsemez. O ailesinin mezarını ve çocuklarının mirasını unutur. O annesine (yeryüzünü veya dünya gezegenini) ve erkek kardeşine (gökyüzü) alınıp satılan koyun derileri veya değersiz, parlak boncuklarmış gibi davranır. Onun iştahı, gerisinde bir çöl bırakarak toprağın suyunu emecektir.’

Ben bunu anlamıyorum. Bizim var olma şeklimiz sizinkinden tamamen farklıdır. Şehirlerinizin görüntüsü kızıl adamın gözlerini yorar. Belki de bu kızıl adamın vahşi olmasından ve hiçbir şeyi anlamamasındandır. ‘ Beyaz adamın şehirlerinde, sessizliğin olduğu tek bir yer bile yoktur. İlkbaharda yaprakların hışırtısının ve böcek kanatlarının vızıltısının işitilebileceği tek bir yer. Belki ben bu yüzden bir vahşiyim ve anlayamıyorum. ‘Gürültü sadece kulakları gücendirmeye hizmet eder. Bu yaşam nasıldır ki insan baykuşun yalnız cıvıltısını veya gece bataklıkların sınırları üzerindeki kurbağaların vıraklarını duyamaz? İndian (Kızılderili) gölün suları üzerinde rüzgarın sıyırıp geçerken yumuşak hışırtısını veya gün ortası yağan yağmurun arındırdığı veya çam iğne yapraklarının parfümüyle kokulandırılmış esintinin güzel kokusunu tercih eder. ‘ Hava kızıl adam için çok değerlidir çünkü herkese güç verir. Hayvanlar, ağaçlar, İnsan, hepsi aynı havayı solur. Beyaz adam soluduğu havaya değer verir gibi gözükmez. Bozulan, çürüyen bir ceset gibi, kötü kokuya karşı duyarsızdır. Fakat biz toprağımızı size satarsak, siz hatırlamak zorundasınız ki hava bizim için çok değerlidir. Çünkü hava yaşamı ona bağlı olan her şeyin içine kendi (havanın) içindeki ruhları ve canları üfler. Büyükbabalarımızın ilk ağlamalarındaki aldıkları nefesle son nefeslerindeki aldıkları aynıdır.’Eğer biz toprağımızı size satarsak, onu kutsal bir yer olarak ayrı tutmak zorundasınız ve öyle bir yer olmalı ki, beyaz adam bile orman çiçeklerinden kokulanmış esintiyi içine çekmeye gidebilmelidir.

Böylece bizim toprağımızı satın almak için yaptığınız teklifi düşüneceğiz. Eğer kabul etmeye karar verirsek bir şartım olacak: beyaz adam bu toprağın hayvanlarına kendi erkek kardeşleriymiş gibi muamele etmek zorunda olacaktır. ‘ Ben bir vahşiyim ve başka bir yol bilmiyorum. Büyük çayırlarda, bozkırlarda beyaz adam tarafından hareket halinde olan bir trenden vurularak bırakılmış binlerce çürüyen bufalolar gördüm. Ben bir vahşiyim ve bizim sadece hayatta kalabilmek için avladığımız bufalonun, duman çıkartan bir demir attan daha önemli olmasını anlamıyorum.’ Havyanlar olmadan insana ne olacak? Eğer hayvanlar yok olursa, insan ruhsal yalnızlıkta ölebilir.Çünkü hayvanlara olan her şey insanı etkileyebilir.Her şey ilişkilidir. ‘ Üzerinde yürüdükleri yeryüzünün bizim atalarımızın küllerini sembolize ettiğini çocuklarınıza öğretmek zorundasınız. Toprağa saygı duymaları için onlara toprağın bütün türlerin yaşamları boyunca zengin olduğunu öğretmelisiniz. Biz kendimizin kilerine ne öğretiyorsak, sizde sizinkilere öğretmelisiniz: Yeryüzü bizim annemizdir. İnsan toprağa tükürdüğü zaman kendi üzerine tükürmektedir.

‘ Emin olduğumuz bir tek şey var: Toprak beyaz adama ait değildir; beyaz adam toprağa aittir. Biz buna eminiz. Bütün her şey bir aileyi birbirine bağlayan kan gibi ilişkilidir. Her şey ortaktır.’ Toprağa zarar veren ne varsa toprağın çocuklarına da zarar verir. İnsan yaşam ağının omurgası değildir. O sadece ipliklerden biridir. Bu ağa ne yaparsa kendine yapmış olur. Allah’ın eşlik ettiği ve onunla bir arkadaş gibi konuşan beyaz adam bile bu bilinen kaderden kaçamaz. Belki,her şeye rağmen bizler kardeşiz. Bunu göreceğiz. Bildiğimiz bir şey var oda belki betaz adam bir gün keşfeder: Bizim Tanrımız aynı Tanrıdır. Bugün Ona sadece siz sahipsiniz diye düşünebilirsiniz, aynen tprağa sahip olmak istediğiniz gibi fakat yapamazsınız. O Tanrıdır ve O’nun merhameti ve şefkati hem beyaz adam hem de kızıl dereli adam için aynıdır. Bu toprak O’nun sevdiği, değer verdiğidir ve ona zarar veren onun Yaratıcısını küçümsemektedir. Beyazlarda bir gün ölecek, yok olacaklardır; belki bütün kabilelerden daha önce. Yatağınızı zehirleyin, kirletin ve bir gece kendi dışkınızın ortasında boğulacaksınız.’ Ama size göre, siz yükseklerde sizi buraya getiren Tanrının aydınlığında parlayacaksınız ve imtiyazlı olarak size toprağın ve kızıl derilinin üzerinde otorite kurma ihsanı eylediği fikrindesiniz. En son bufalo çürüdüğünde, vahşi atlar evcilleştiğinde, ormanların gizli köşeleri birçok beyaz adamın teriyle istila edildiğinde ve parlayan tepelerim görüntüsü konuşma hatları tarafından engellendiğinde ne olacağını anlamadığımız ve bilmediğimiz için bu kader bize sırdır. Çalılık ve fundalıklar nerededir? Onlar kayboldular. Kartal nerededir. O kayboldu.Yaşamın sonu ve hayatta kalmanın başlangıcı’ ‘ İnsandaki olgunluk ve insanlığın ne kadarı vahşi olarak değerlendirilmektedir?’ Bu özellikler belki neye mâl olursa olsun, hükmetmenin körlüğü ile çılgınlaştığı zaman medeni insan için diğer insanlara göre eksiklik değildir. ‘ Toprak Ana bir Çin mağazasındaki çok süslü fillere karşı koymayabilir.’

Nesrin Maple tarafından çevrilmiştir.



Version 1 (below) appeared in the Seattle Sunday Star on Oct. 29, 1887, in a column by Dr. Henry A. Smith.

"CHIEF SEATTLE'S 1854 ORATION"
AUTHENTIC TEXT OF CHIEF SEATTLE'S TREATY ORATION 1854
Yonder sky that has wept tears of compassion upon my people for centuries untold, and which to us appears changeless and eternal, may change. Today is fair. Tomorrow it may be overcast with clouds. My words are like the stars that never change. Whatever Seattle says, the great chief at Washington can rely upon with as much certainty as he can upon the return of the sun or the seasons. The white chief says that Big Chief at Washington sends us greetings of friendship and goodwill. This is kind of him for we know he has little need of our friendship in return. His people are many. They are like the grass that covers vast prairies. My people are few. They resemble the scattering trees of a storm-swept plain. The great, and I presume -- good, White Chief sends us word that he wishes to buy our land but is willing to allow us enough to live comfortably. This indeed appears just, even generous, for the Red Man no longer has rights that he need respect, and the offer may be wise, also, as we are no longer in need of an extensive country.

There was a time when our people covered the land as the waves of a wind-ruffled sea cover its shell-paved floor, but that time long since passed away with the greatness of tribes that are now but a mournful memory. I will not dwell on, nor mourn over, our untimely decay, nor reproach my paleface brothers with hastening it, as we too may have been somewhat to blame.

Youth is impulsive. When our young men grow angry at some real or imaginary wrong, and disfigure their faces with black paint, it denotes that their hearts are black, and that they are often cruel and relentless, and our old men and old women are unable to restrain them. Thus it has ever been. Thus it was when the white man began to push our forefathers ever westward. But let us hope that the hostilities between us may never return. We would have everything to lose and nothing to gain. Revenge by young men is considered gain, even at the cost of their own lives, but old men who stay at home in times of war, and mothers who have sons to lose, know better.

Our good father in Washington--for I presume he is now our father as well as yours, since King George has moved his boundaries further north--our great and good father, I say, sends us word that if we do as he desires he will protect us. His brave warriors will be to us a bristling wall of strength, and his wonderful ships of war will fill our harbors, so that our ancient enemies far to the northward -- the Haidas and Tsimshians -- will cease to frighten our women, children, and old men. Then in reality he will be our father and we his children. But can that ever be? Your God is not our God! Your God loves your people and hates mine! He folds his strong protecting arms lovingly about the paleface and leads him by the hand as a father leads an infant son. But, He has forsaken His Red children, if they really are His. Our God, the Great Spirit, seems also to have forsaken us. Your God makes your people wax stronger every day. Soon they will fill all the land. Our people are ebbing away like a rapidly receding tide that will never return. The white man's God cannot love our people or He would protect them. They seem to be orphans who can look nowhere for help. How then can we be brothers? How can your God become our God and renew our prosperity and awaken in us dreams of returning greatness? If we have a common Heavenly Father He must be partial, for He came to His paleface children. We never saw Him. He gave you laws but had no word for His red children whose teeming multitudes once filled this vast continent as stars fill the firmament. No; we are two distinct races with separate origins and separate destinies. There is little in common between us.

To us the ashes of our ancestors are sacred and their resting place is hallowed ground. You wander far from the graves of your ancestors and seemingly without regret. Your religion was written upon tablets of stone by the iron finger of your God so that you could not forget. The Red Man could never comprehend or remember it. Our religion is the traditions of our ancestors -- the dreams of our old men, given them in solemn hours of the night by the Great Spirit; and the visions of our sachems, and is written in the hearts of our people.

Your dead cease to love you and the land of their nativity as soon as they pass the portals of the tomb and wander away beyond the stars. They are soon forgotten and never return. Our dead never forget this beautiful world that gave them being. They still love its verdant valleys, its murmuring rivers, its magnificent mountains, sequestered vales and verdant lined lakes and bays, and ever yearn in tender fond affection over the lonely hearted living, and often return from the happy hunting ground to visit, guide, console, and comfort them.

Day and night cannot dwell together. The Red Man has ever fled the approach of the White Man, as the morning mist flees before the morning sun. However, your proposition seems fair and I think that my people will accept it and will retire to the reservation you offer them. Then we will dwell apart in peace, for the words of the Great White Chief seem to be the words of nature speaking to my people out of dense darkness.

It matters little where we pass the remnant of our days. They will not be many. The Indian's night promises to be dark. Not a single star of hope hovers above his horizon. Sad-voiced winds moan in the distance. Grim fate seems to be on the Red Man's trail, and wherever he will hear the approaching footsteps of his fell destroyer and prepare stolidly to meet his doom, as does the wounded doe that hears the approaching footsteps of the hunter.

A few more moons, a few more winters, and not one of the descendants of the mighty hosts that once moved over this broad land or lived in happy homes, protected by the Great Spirit, will remain to mourn over the graves of a people once more powerful and hopeful than yours. But why should I mourn at the untimely fate of my people? Tribe follows tribe, and nation follows nation, like the waves of the sea. It is the order of nature, and regret is useless. Your time of decay may be distant, but it will surely come, for even the White Man whose God walked and talked with him as friend to friend, cannot be exempt from the common destiny. We may be brothers after all. We will see.

We will ponder your proposition and when we decide we will let you know. But should we accept it, I here and now make this condition that we will not be denied the privilege without molestation of visiting at any time the tombs of our ancestors, friends, and children. Every part of this soil is sacred in the estimation of my people. Every hillside, every valley, every plain and grove, has been hallowed by some sad or happy event in days long vanished. Even the rocks, which seem to be dumb and dead as the swelter in the sun along the silent shore, thrill with memories of stirring events connected with the lives of my people, and the very dust upon which you now stand responds more lovingly to their footsteps than yours, because it is rich with the blood of our ancestors, and our bare feet are conscious of the sympathetic touch. Our departed braves, fond mothers, glad, happy hearted maidens, and even the little children who lived here and rejoiced here for a brief season, will love these somber solitudes and at eventide they greet shadowy returning spirits. And when the last Red Man shall have perished, and the memory of my tribe shall have become a myth among the White Men, these shores will swarm with the invisible dead of my tribe, and when your children's children think themselves alone in the field, the store, the shop, upon the highway, or in the silence of the pathless woods, they will not be alone. In all the earth there is no place dedicated to solitude. At night when the streets of your cities and villages are silent and you think them deserted, they will throng with the returning hosts that once filled them and still love this beautiful land. The White Man will never be alone.

Let him be just and deal kindly with my people, for the dead are not powerless. Dead, did I say? There is no death, only a change of worlds.

Views: 211

Comment

You need to be a member of Love Peace and Harmony to add comments!

Join Love Peace and Harmony

Comment by Nurfan on March 24, 2009 at 5:07pm
Precious sharing... Thanks...
Comment by Holly on March 24, 2009 at 3:26am
Sad, and beautiful and true. I miss my Red kin, I wish there were more of them around to tell their stories and myths and share their wisdom. It is a terrible sin and shame what "White Man" culture and government has done to them. My heart has always felt a strong allegiance to my Red Brothers and Sisters.

Yes Joseph, there is a city in the State of Washington (not Washington, D.C.), called Seattle, named after Chief Seattle.

Thank you for posting this Selin.

Love and Light,
Holly :-)
Comment by Joseph Koech on March 23, 2009 at 6:57pm
There is a city by that name in US,right? I've always thought the name is English. Little did I know! He was such an orator and a man full of faith. A legend? Thank you for increasing my knowledge. That is why the party must go on on and on...........
Comment by sekura on March 23, 2009 at 2:20pm
Çok güzel bir paylaşım,teşekkürler.

 

Badge

Loading…

About

 

Locations of visitors to this page

Hit Counter

 

Online Users

© 2018   Created by David Dogan Beyo.   Powered by

Badges  |  Report an Issue  |  Terms of Service