Love Peace and Harmony

۞ ∞ United For Evolution ∞ ۞

Metapsikolog David Doğan Beyo ile Söyleşi -I-

Metapsikolog David Doğan Beyo ile Söyleşi

 

-I-

 

 

Filiz : Merhaba Arkadaşlar,

 

Metapsikolog David Doğan Beyo'nun kurduğu Love Peace and Harmony sitemizde bir süredir üyelerimizden buna benzer mesajlar alıyoruz;

 

''Doğan Bey'in yazılarını çok beğeniyoruz, ancak kendisi ve yaşamı ile ilgili internet üzerinden çok fazla veriye ulaşamıyoruz. Onu daha iyi tanımak ve onun hakkında daha çok şey bilmek istiyoruz.''

 

Bu mesajlar çoğaldıkça aklıma bu söyleşiyi yapmak geldi ve Doğan Bey de bu teklifimi kabul etti.

 

Bakalım nasıl akacağız : )

 

Filiz : Nasılsınız?

 

Doğan : Valla nasıl olalım durumumuz malum, ülke ve millet olarak çok ağır ve sancılı süreçlerden geçiyoruz. Bu ortamda artık dengede kalabilmek ciddi yetenek ve ustalık gerektiren bir durum haline geldi. Gönlüm ve yüzüm her an yaşama, hayata ve hep birlikte yaratacağımız tüm güzelliklere dönük. Her gün daha da iyi olma niyeti ve gayreti ile yolumuza devam ediyoruz.

 

F : Nerelersiniz ?  Bir süredir yurt dışında olduğunuzu biliyoruz.

 

D : Evet, yurt dışı gezileri ve yolculukları benim yaşamımın önemli bir parçası haline geldi. Bu yolculuklar bana çok şey öğretiyor, son 4 senedir vakit buldukça yolculuklarımı yurt içinde yapıyordum. Şu an Tayland'dayım. Yaklaşık 5 aydır Tayland'ın güney bölgelerini, Kamboçya'yı ve Tayland-Kamboçya sınır bölgesindeki adaları geziyoruz.

 

F : Özellikle bu dönemde o bölgeyi seçmenizin bir nedeni var mı?

 

D : 19 yaşındayken küçük bir sırt çantası ile Tayland'a doğru yola çıkmıştım ve 3 seneyi aşkın bir süre evime, yurduma geri dönmeden Güneydoğu Asya'da yaşadım. Doğasını, iklimini ve insanını çok sevdim. Bir çok düzeyde bu topraklar bana çok şey kattı ve öğretti. Düşünsene 19 yaşındasın ve başka bir aleme adım atmış gibi hissediyorsun. Tayland'a ilk gidiş tarihimin üzerinden tam 15 sene geçmişti. Bir kez daha, hep minnetle andığım bu toprakları ve insanları ziyaret etmek istedim.

 

F : 15 senelik bir zaman dilimi içerisinde özellikle ülkemizde ve dünyada çok hızlı bir değişim oldu, bu anlamda Tayland'da neler gözlemlediniz ?

 

D : 2000 senesinde Bangkok'un ara sokaklarında filler dolaşırdı, büyük şehir olmasına rağmen, ayrı bir saflık, kendiliğinden bir mutluluk hissi olurdu insanların neredeyse hepsinin yüzünde. Oldukları gibi olmaktan, kendilerinden ve o andan memnuniyet. Bu hal ve saflık, o yıllarda dahi Tayland'ın hiçbir komşu ülkesinde görmediğim bir ruh ve varoluş haliydi. Başkentteki gökdelen ve uzun yapıların miktarı çok göze batan bir fazlalıkta ve vahşilikte değildi. Şehirleşme yeşili ile ve su kanalları ile dengeleniyordu bütünlük olarak. Son 15 yıl Tayland için de bizde yaşananlar şiddetinde olmasa da psikolojik, ekonomik ve toplumsal olarak pek iç açıcı geçmemiş. Özellikle Bangkok'ta ve ülke genelinde turistlerin yoğun olduğu merkezlerde Thai insanlarının genelini hiç iyi görmedim, o saf memnuniyetin yerini bıkkınlık, bezginlik ve umutsuzluk kaplamış. Bangkok vahşi bir kapitale dönüşmüş ve gökdelen sayısı tahminimden çok daha fazla artmış. Artık sokak aralarında filler dolaşmıyor, mutlu yüzlere rastlamak da pek mümkün değil gibi. Bildiğim ve sevdiğim haliyle bıraktığım ülkeye ve insanlara, büyük şehirlerden ve turistlerin yoğun olduğu bölgelerden uzaklaştıkça rastladım ve mutlu oldum. Bu taraflara yolculuk yapmayı düşünenlere tavsiyem, bozulmamış Tayland'ı ve Thai insanını görmek istiyorlarsa mümkün mertebe turistik merkezi bölgelerin ve büyük şehirlerin dışında bir rota izlemeleri olacaktır. Her şeye rağmen burası hala çok güzel ve benim Güneydoğu Asya ülkeri arasında favorim olmaya devam ediyor.

 

F : Bu arada bir kaç gün önce çok taze 10 günlük bir meditasyon kampından çıktınız, bizimle neler paylaşmak istersiniz.

 

D : Evet, burada 10 günlük Vipassana inzivasına katıldık. Şimdi 10 gün aradayız. Sonrasında bir 10 gün daha oturacağız. Thai insanı yanlız ve sessiz kalabileceği, meditasyon ve tefekküre zaman ayırmanın önemi konusunda bilinçli. Burada 9uncu Vipassana merkezi açıldı. Ve onun dışında da ülkenin bir çok tapınağında meditasyon teknikleri düzenli olarak uygulanıyor. Yabancıların da katılabileceği çok farklı inziva ve kurslar da var. Bizim ülkemizde ise daha henüz bir Vipassana merkezimiz yok. Bu çalışmalar Tasavvuftaki çilehane veyahut tefekkür için ayırılan uzun periodlara benzetilebilir. Sadece bilgi ile bir yere varmak mümkün değil. Bilgi uygulamaya geçirilerek bilgeliğe dönüşmediği müddetçe kuru bilginin de kimseye faydası yok. Bilgi, sürekli kendinizi besleyeceğiniz bir zihinsel eğlence ve entellektüalite aracı olarak kalmamalı. Bilgiyi uygulamaya geçirmeden sadece konuşma alışkanlığının, sigara içme alışkanlığından pek bir farkı yok. Hepimizin zihinleri ve psişesi sürekli bir veri bombardımanına maruz kalıyor ve yılda en az 1 kez bu tarz bir çalışma yapmak artık hayati derecede önemli, illaki bu teknik olmasına da gerek yok. Kendinizle başbaşa kalabileceğiniz, zihninizi ve psişenizi dinlendirebileceğiniz zamanlar yaratmak, sadece ruhsallık ve maneviyat yolunda olanlar için değil, tüm insanlar için, hepimizin ruh ve beden sağlığımızı koruyabilmemiz için en iyi ilaçların başında geliyor.

 

Bir de burada şunu fark ettim. Türkiye'de son yıllarda neredeyse 6 ayda bir 10 günlük bir meditasyon inzivasına katılıyorum. 5 aydır yollardayım ve ülke dışındayım. Bir önceki katıldığım 10 günlük meditasyon inzivası ile neredeyse 6 aylık bir ara var gene. Burada 5 ay boyunca mental ve psişik olarak çok temiz kalmış varlığım. Belki diyeceksiniz tatildesin normal, ancak başka bir şeyi vurgulamak istiyorum. Burada insalar kendi hallerindeler ve kimse kimseye yan gözle bile bakmıyor. Burada öteki yok. Herkes Thai. Herkes, herkesin varoluşuna saygılı ve bu saygıya çok önem veriliyor burada. Bizde ise tam tersi, herkes birbirine karşı saldırmaya hazır bekleyen bir psikolojide ve kendi gibi olmayanlara saygı ve tolerans gitgide azalıyor tüm memlekette. Bu hal, ülkede olanlar ve ülkenin gidişatı, hepimizi zihinsel ve psişik olarak çok ciddi bir oranda olumsuz etkiliyor ve yoruyor.

 

F : İnsanlar sizi çok merak ediyor ve sosyal medyada çok aktif olmadığınızı gözlemliyoruz.

 

D : Uzun bir süredir *Sükût orucundayım. Sükût orucu Kur'ani bir tabirdir, merak edenler tam manasını araştırabilirler. Sükût orucunda olmama rağmen son bir kaç yılda yazdıklarımı toparlasam bir iki kitap olacak kadar yazı çıkar. Love Peace and Harmony sitemizde paylaştıklarımız ve yayınlanan gazetemiz, hepsi aslında benim sesim ve ifadelerimdir. Bu süre içerisinde yazdıklarım ve paylaştıklarım beni anlamak için yeterli, açık ve nettir.

 

F : Ülkemizde neler oluyor ?

 

D : Bu soru bana sorulduğunda ilk aklıma gelen şey ''Kaynayan Kurbağa Sendromu'' ; Bir kurbağa kaynar suya atıldığında hemen dışarı zıplıyor, ancak ılık suya konularak altı yavaş yavaş ısıtılmaya başlandığında neler olduğunun farkına varamadan bir süre sonra ölüyor ve iş işten geçmiş oluyor.

 

Koca bir hiç uğruna yitirdiğimiz değer ve güzellikleri fark etmediğimiz müddetçe, bu değerleri neden yitirdiğimizi adam gibi sorgulamadığımız müddetçe, elimizde geriye kalan değerleri de yitirmemiz kaçınılmaz olacaktır.

 

Hakikat bilgisine, hakikati anlatanlara, insanı insan yapan değerlere ve gerçeklere hiç bu kadar sahip çıkılmayan bir dönem görmedim. Hak'ka ve hakikate nankörlük etmek nasıl bir şuursuzluk ve gaflettir ?  İnsanlık şu an anti-kutsal bir üçlemenin güdümü ve tesiri altına girerek insan olmanın asgari gerekliliklerini dahi gerçekleştirmekten gittikçe uzaklaşan bir yapıya bürünmektedir.

 

Anti-Kutsal Üçleme ;

1) Paraya tapınma 

2) Ego ve nefsinin kölesi olmak 

3) Kokuşmuş popülizmin büyüsüne kapılmak

 

İnsanlık olarak; 1) Parayı, Tanrı'nın olması gereken yere koyarak onu tanrısallaştırdığımız için 2) İnsanı insan yapan hakiki ve insani yanlarımızı geliştirip besleyeceğimize sadece ego ve nefs tatmini üzerine giderek, egonun ve nefsin kölesi olduğumuz için 3) Geçmişten, Atalarımızın tüm yaşadıklarından, gerekli dersleri çıkarıp, geleceğimizi bu alınmış dersler üzerine inşa etmeden, bu vatan topraklarında doğmuş nice bilgeye, hakikat ve ilim insanına, söylediklerine ve uyarılarına gerekli önemi ve değeri vermeden, kendini, herşeyi ve herkesi ; dışarıdan dayatma, suni ve yapay bir kokuşmuş popülizm algısı ile algılamaya başlamak, bizi toplum olarak da hızla hakikatten, insanı insan yapan hakiki değerlerden kopartıp sanal bir değer algısı, gerçeklik ve realite içerisine haps etmiştir.

 

Hiçbir maddiyat ile değer biçilemeyecek şeyler vardır. Toplumları toplum, milletleri millet, insanları da insan yapan ana, temel ve kök değerler vardır. Bu değerler madde ile, para ile satılamayacak ve satın alınamayacak değerlerdir.

 

Bu vatanı tırnaklarıyla, canlarıyla, kanlarıyla savunmuş, korumuş ve geleceğimizi inşa etmiş, o elleri öpülesi insanların, şehitlerimizin karşısında;  ne kadar nankör, değer bilmez olduğumuzu ve onurumuzu, namusumuzu, şerefimizi, haysiyetimizi günden güne hızla yitirdiğimiz bir konuma ve duruma düştüğümüzün farkındamıyız acaba?

 

Size sunulan herşeyi sorgusuz sualsiz kabul etmek ve bunu an a uyum sağlıyorum olarak algılamak, bu şekilde de kendini modern, uygar, demokratik zannetmek ; özgürlükten, modernlikten ve Hak'tan bir haber olmanın göstergesinden başka birşey değildir.

 

Herşey para olarak algılanmaya başlanınca; Özgürlüğü, Tam Bağımsızlığı ve Ulusal Bütünlüğümüzü de para ile satın alınabilecek değerler mi zannetmeye başladık acaba ?

 

 

*Sükût orucu ; http://www.aydinlikgazete.com/sukt-orucundayim-makale,63202.html

 

 

03.05.2016 

 

David Doğan Beyo & Eylem Filiz Koç

 

Devamı yarın aynı saatte...

Views: 224

Comment

You need to be a member of Love Peace and Harmony to add comments!

Join Love Peace and Harmony

Comment by Eylem Filiz Beyo on May 5, 2016 at 6:09pm
Bu söyleşileri sizinle yapmak çok keyifliydi... <3

© 2019   Created by David Dogan Beyo.   Powered by

Badges  |  Report an Issue  |  Terms of Service