Love Peace and Harmony

۞ ∞ United For Evolution ∞ ۞

SÖZÜN GÜCÜ

Sözün ne kadar önemli olduğunu,
Tanrı’dan gelen bir güç olduğunu bilmek için,
“Önce söz (kelam) vardı” ayetini hatırlamamız yeterli olur.
“Tanrı sözdür, Söz Tanrıdır” .
Sözlerimiz bize Tanrının armağanıdır. Yaratıcı gücümüzü sözle ifade ederiz.
Her şeyi söz aracılıyla gerçek kılarız. .
Söz sadece bir ses ve yazı sembolü değildir.
Hangi Dili konuşursak konuşalım, düşüncelerimizi, niyetimizi sözlerle ifade ederiz.
Sözle kendimizi ifade eder ve iletişim kurarız.
Sözle düşünür ve düşünmekte kullandığımız sözlerle yaşamımızdaki olayları yaratırız.

Söz bir büyü aracıdır. Ama, iki yanı keskin bir kılıca benzer.
Güzel bir rüyayı da yaratabilir, etrafımızdaki her şeyi de yok edebilir.
Kötüye kullanımı Kara Büyüdür, Cehennemi yaratır.
İyiye kullanımı Ak Büyüdür, güzellik, sevgi ve Cenneti yaratır.

Yıllar önce Almanya’da bir adam, SÖZ BÜYÜSÜ kullanarak,
Halkın korkularını harekete geçirdi ve ülkeyi Dünya savaşına soktu.
Çok sayıda insanı, korkunç boyutlarda şiddet uygulamaya ikna etti.

İnsan zihni, sürekli olarak tohumlar ekilen bir toprak gibidir.
Tohumlar, düşünceler, fikirler ve kavramlardır.
Söz tohum gibidir.
Onu çok verimli olan insan zihnine ekerseniz, kolayca büyüyecektir.
Dikkat edilecek konu, sözlerimizin niteliği yani oraya ne cins bir tohum ektiğimizdir.

Her insan bir büyücüdür.
Sözlerimizle bir insana büyü de yapabiliriz, onu büyüden de kurtarabiliriz.
Örneğin, bazen bir arkadaşımıza rastlar ve aklımıza gelen ilk düşünceyi ona söyleriz.
Ona, “Yüzünde ki renk, Kanser olacak insanların yüzündeki renk gibi” dersek
ve Arkadaşımız sözümüze inanırsa,
sözümüzle anlaşma yapmış olur.
Ve bir seneden daha az bir sürede de Kansere yakalanıp ölebilir. Bu sözün gücüdür.

Ehlileştirme sürecinde ebeveynlerimiz, kardeşlerimiz ve yakınımızdaki insanlar,
bizimle ilgili düşüncelerini, düşüncesizce söylediler.
Biz bu düşüncelere inandık ve ilgili korkularla yaşadık.
Bize yüzmede, sporda, müzikte ve yazmada iyi olmadığımız söylendiğinde,
bunlara hep inandık ve bugünlere böylece geldik.
Bir söz zihnimize bir tohum olarak girebilir ve tüm inanç sistemimizi iyiye ya da kötüye doğru geliştirebilir.

Sözlerimizin günahsız olması çok önemlidir.
İlk anlaşmayı sözlerimizle yapmalıyız.
Kendi doğamızın/varlığımızın aleyhine hissettiğimiz, inandığımız, yaptığımız her şey günahtır.
Herhangi bir şey için kendimizi suçladığımız, yargıladığımız zaman, kendimize karşı günah işlemiş oluruz.
Günahsız olmak bunun tam zıttıdır.
Sözlerimizde günahsız olmak, sözleri kendimize karşı kullanmamaktı

r.
Birisi size “Aptal” derse, görünüşte bu sözü size karşı kullanmıştır.
Oysa, gerçekte bu sözü kendine karşı kullanmıştır.
Çünkü, size “aptal” dendiğinde ondan nefret edersiniz.
Sizin ondan nefret etmeniz, şüphesiz onun için iyi olamaz.
Bu sebeple birisi size kızgınlık duyup, zehrini sözleriyle akıttığında,
kullandığı kötü sözü kendine karşı kullanmış olur.
Bir davranış (dışsal/içsel) bir söz, benzerini yaratır.
Hakaret edene hakaret edilir, seven sevilir, bencillik edene bencillik edilir.
Sözlerinizi birinin üzerinde büyü yapmak için kullanırsanız, sizde onun büyüsünü üzerinizde hissedersiniz.

Sözleri özenli bir seçicilikte kullanmak, “Günahsız” sözler kullanmak, enerjinin doğru kullanımıdır.
Bu, enerjinizi sevgi oluşturacak şekilde kullanmak demektir.
Kendinizle “sözünüzde günahsız olabilmek” için bir anlaşma yapmaya niyetlenmeniz bile,
içinizde birikmiş olan duygusal zehirden kurtulmanıza yetecektir.
Fakat bu anlaşmayı yapmak zordur. Çünkü biz tam zıttı bir şekilde davranmayı öğrendik.
Genellikle sözü, bireysel zehrimizi akıtmak için kullanıyoruz.
-kızgınlığımızı, kıskançlığımızı, çekememezliğimizi ve nefretimizi ifade etmek için.

İnsan sürekli kendisiyle konuşan bir varlıktır. Çoğu kez kendimizle şöyle konuşuruz;
“Oh şişman görünüyorum….Çirkinim…Aptalım…..Yaşlanıyorum…Saçlarım dökülüyor….
Asla yeterince iyi olmayacağım….Başarısızım….vb”
İşte bunlar sözü kendimize karşı kullanmak, günah işlemek, kendimize kara büyü yapmaktır.
İşte bu nedenle kendimizle yapacağımız birinci anlaşma, sözlerimizde günahsız olmaktır.

Sözlerimizi özenle seçmeli ve sevgimizi paylaşacak şekilde kullanmalıyız.
Amacımız ne olursa olsun, onu ifade ederken kullandığımız sözlerin bir büyü aracı olduğunu,
gücü olduğunu hiç akıldan çıkartmamalıyız.
Söz aracını kullanırken, araçların amaç kadar önemli,
bizim ve muhataplarımız üzerinde etkileyici, dönüştürücü bir işleve sahip olduğunu unutmamalıyız.

Nefs üç köşeli dikendir, ne tarafa koyarsan koy, bir ucu batar:-))
"Bireysel önemlilik” ya da “Kişisel algılamak” bencilliğin en üst düzeyde ifadesidir.
O halde sizi inciten KİMDİR?

Hiç bir şeyi Kişisel Algılamama

Bundan önceki yazımda sözün gücünü anlatmış,
gerek kendimize söylediğimiz gerekse başkalarının bize söylediği sözlere inanıp,
onlarla anlaşma yaptığımızda başımıza neler gelebileceğini açıklamıştım.
Bunun devamı olan ikinci anlaşma, “Hiçbir şeyi kişisel algılamama” anlaşmasıdır.
Şimdi bir örnek vermek istiyorum.
Sizi caddede gördüğümde, tanımadığım, halde, “Hey, sen bir aptalsın” dersem,
bu sizinle değil, benimle ilgilidir.
Eğer bunu kişisel algılarsanız, aptal olduğunuza bile inanabilirsiniz.
Belki de şöyle düşünürsünüz, “O aptal olduğumu nasıl biliyor?
İçimi mi görüyor yoksa herkes ne kadar aptal olduğumu görebiliyor mu?”
Kişisel algılamak, söylenen şeyle anlaşma yapmak, yani ona katılmakla mümkündür.
Söylenen şeyle anlaşma yaptığınız anda, zehir vücudunuza yayılır
ve Cehennem rüyasının tutsağı olursunuz.
Sizin bu tuzağa düşmenizin sebebi, “Bireysel önemlilik” denen şeydir.

“Bireysel önemlilik” ya da “Kişisel algılamak” bencilliğin en üst düzeyde ifadesidir.
Çünkü “her şeyin kendimizle ilgili olduğunu” varsayarız.
Bizi ehlileştiren eğitim sürecimiz esnasında, her şeyi kişisel algılamayı da öğreniriz.
Her şeyin merkezinde kendimizin olduğunu düşünürüz.
Ben, ben, ben, ben….daima ben!
Diğer insanlar, merkeze sizi koyacak, hiçbir şey yapamazlar.
Herkes, kendi zihninde oluşturduğu, kendi rüyasını yaşar. Onların rüyaları bizimkinden farklıdır.
Bir şeyi kişisel algıladığımızda, onların bizim rüyamızı bildiklerini varsayarız.
Ve kendi dünyamızı onların dünyasına empoze etmeye çalışırız.
Durumun son derece kişiselleşmiş gibi göründüğü anlarda bile,
örneğin, size isminiz verilerek, direkt hakaret ediliyor olsa bile, yine de sizinle ilgisi yoktur.
Onların söyledikleri ve yaptıkları şeyler, dile getirdikleri fikirler,
kendi zihinlerinde yaptıkları anlaşmalar doğrultusundadır.
Kişilerin bakış açıları, ehlileştirilme sürecindeki programlamalarından oluşur.

Birisi size “Hey çok çirkinsin” dese bile, bunu kişisel algılamayın.
Çünkü, gerçek şu ki, bu kişi kendi düşünce, duygu ve inançlarını ifade etmektedir.
Bu kişinin sizin için sarf ettiği sözlerle anlaşma yapmak/onlara katılmak, kişisel algılamanızla ilgilidir.
Kendinizi önemseyerek, her şeyi kişisel algılamanız,
sizi kara büyücüler için, kolay bir av haline getirir.
Onların sizi besledikleri duyusal çöplük, artık sizin çöplüğünüz haline gelir.
Oysa hiçbir şeyi kişisel algılamadığınızda, cehennemin ortasında bile bu zehirlere karşı bağışıklığa sahip olursunuz.
Bu bağışıklık, size ikinci anlaşmanın bir armağanıdır.

Kişisel algıladığınızda, söylenenlerden rahatsızlık duyarsınız
ve kendi inançlarınızı savunarak tepki gösterirsiniz.
Bu tepkiyle çelişkiler ve çatışmalar yaratırsınız.
Küçücük şeyleri bile büyütür, pireyi deve yaparsınız.
Çünkü haklı çıkmak ihtiyacını duyarsınız.
Sizin haklı, başkalarının haksız olmasını istersiniz.
Haklı olmak ve kendi fikirlerinizi onlara dayatmak için büyük çaba gösterirsiniz.

Aynı şekilde, sizin benim için söyledikleriniz, yaptıklarınız,
kendi bireysel rüyanızın, kendi anlaşmalarınızın yansımasıdır.
Bu fikirlerin benimle bir ilgisi yoktur.
Bunun için sizin benimle ilgili düşündüklerinizin, benim için bir önemi yoktur.
Sizin düşüncelerinizi, söylediklerinizi, yaptıklarınızı ben kişisel algılamam.
Bana, “Miguel sen iyisin” dediklerinde de kişisel algılamam.
”Miguel sen kötüsün” dediklerinde de kişisel algılamam.”
Siz Mutluyken bana, “Miguel sen bir meleksin” diyeceğinizi,
bana kızgın olduğunuzda da “ Oh Miguel sen İblissin, çok kötüsün. Bunları nasıl söylersin” diyeceğinizi bilirim.
Her iki halde de söyledikleriniz beni etkilemez.
Çünkü ben ne olduğumu/kendimi bilirim.
Kabul görmek ve onaylanmak gibi bir ihtiyacım yoktur.
Birisinin bana kim ve ne olduğumu söylemesine ihtiyaç duymam.
Bana “Miguel, söylediklerin beni incitiyor” da diyebilirsiniz.
Ama sizi inciten benim sözlerim değildir.
Söylediklerim sizin yaralarınızı kanattığı için incinirsiniz.
Sizi inciten daima sizsiniz.
Sizi incitmiş olduğumu da kişisel algılamam.
Bu size inanmadığım ya da güvenmediğim için değil,
sizin dünyayı benden farklı gözlerle, kendi gözlerinizle gördüğünüzü bildiğim içindir.
Filmin tümünü zihninizde yaratan sizsiniz, ben değilim.
Bu filmde yönetmen de, yapımcı da, baş rol oyuncusu da sizsiniz.
Diğer herkes yardımcı oyuncudur. Bu sizin filminizdir.

İnsanları kişisel algılamadan, gerçekte oldukları gibi görebilmeyi başardığınızda,
asla onların söylediği ya da yaptığı şeylerden incinmezsiniz.
Size yalan da söyleseler bundan incinmezsiniz.
Çünkü onların korktukları için yalan söylediklerini bilirsiniz.
İnsanlar niçin korkar?
Kendilerinin sizin tarafınızdan keşfedilmesinden korkar.
Sosyal maskelerinin sıyrılması onlara acı verir.
Siz kendinize güven duymayı öğrendiğinizde,
başkalarının size söylediği şeylere inanıp, inanmamayı seçme özgürlüğüne kavuşursunuz.

Kişisel algılamamayı alışkanlık haline getirdiğinizde, sorumlu seçimler yapabilmek için,
sadece kendinize güvenmeyi de öğrenirsiniz.
Asla başkalarının davranışlarından sorumlu değilsiniz. Sadece kendi davranışlarınızdan sorumlusunuz.

Sizin bakış açınız sizin için kişiseldir.
Sizin bakış açınız sizin gerçeğinizdir, başka hiç kimsenin değil.
Bu yüzden bana kızdığınızda, kendinizle uğraştığınızı bilirim.
Ben sadece kızmanız için size mazeret olurum.
Kızarsınız, çünkü korkuyorsunuz, çünkü korkularınızla uğraşıyorsunuz.

Korkunuz yoksa bana kızmanız da mümkün değildir.
Korkunuz yoksa benden nefret etmeniz de mümkün değildir.
Korkunuz yoksa kıskanç yada üzgün olmanız da mümkün değildir.
Korkusuz yaşadığınızda, sevgiyle yaşadığınızda, bu tür duygulara yaşamınızda yer yoktur.

Bu tür duyguları hissetmediğinizde, kendinizi iyi hisseder,
etrafınızdaki her şeyi sever ve her şeyin güzel olduğu bir boyutta yaşarsınız.

Don Miguel Ruiz'in Ötesi yayınlarından çıkmış "
Dört Anlaşma, Toltec Bilgelik Kitabı" isimli kitabından özetlenmiştir.
Sevgilerimle.

Tuncay Erciyes
21/07/2004

Views: 674

Comment

You need to be a member of Love Peace and Harmony to add comments!

Join Love Peace and Harmony

© 2019   Created by David Dogan Beyo.   Powered by

Badges  |  Report an Issue  |  Terms of Service